-
TÜRKAN POLAT
Tarih: 20-08-2026 23:17:00
Güncelleme: 20-08-2026 23:17:00
Bir muhabbet esnasında, çok değer verdiğim gazeteci bir arkadaşımın söyledikleri beni derinden etkiledi.
Çünkü bazen bir sohbet sırasında duyduğunuz birkaç cümle, insanın bütün bir hayatı yeniden sorgulamasına yetiyor.
Hayatın her döneminde yaşama bakışımız değişiyor.
Bir zamanlar yılları sayarken, belli bir yaştan sonra artık yılları değil, hayatımızdan eksilen insanları özlemle saymaya başlıyoruz.
Para, yokluk, makam ve şöhretin insanları nasıl değiştirdiğini düşünürken, aslında yaşamın en büyük zenginliğinin insan biriktirmek olduğunu daha iyi anlıyoruz.
Bir zamanlar aynı ilçenin sokaklarında yürüdüğünüz, aynı okulun koridorlarında dolaştığınız, aynı sofraya oturduğunuz, aynı görevlerin yükünü birlikte taşıdığınız insanlar birer birer hayatınızdan çekiliyor.
Kimi emekli oluyor, başka bir şehre gidiyor.
Kimi hastalanıyor, evine kapanıyor.
Kiminin yolları ayrılıyor.
Kimi de bu dünyadan sessizce göçüp gidiyor.
Kimsenin derdi kimsenin derdine benzemez. Çünkü ateş, düştüğü yeri yakar.
Belli bir yaştan sonra bir gün fark ediyorsunuz ki çevrenizde hâlâ insanlar var; ancak sizin geçmişinizi, çocukluğunuzu, gençliğinizi, mücadelelerinizi ve yaşadığınız güzel günleri bilen insanların sayısı giderek azalıyor.
Yetimlik yalnızca anne veya babayı kaybetmek değildir.
İnsan bazen arkadaşından, dostundan, evladından, yaşıtından, hatta kendi geçmişinin tanıklarından da yetim kalır.
Birlikte büyüdüğünüz, aynı kültürü, örf ve adetleri paylaştığınız, kim olduğunuzu ve nerelerden geldiğinizi bilen insanların eksilmesi, insanın içinde tarifsiz bir boşluk bırakır.
İşte geçmişe duyulan özlem de biraz buradan doğar.
Bir de bunun tam karşısında duran başka bir gerçek var: Hırs, makam, şöhret ve haksız kazanç...
Varlığın ve şöhretin insanın gözünü kör ettiği, “hep benim olsun” düşüncesinin hayatın merkezine yerleştiği yerde helal ve haram kavramları da anlamını yitirmeye başlıyor.
Hırs + haksız kazanç + haram para...
İnsanı adeta bir bağımlılığa sürükleyen tehlikeli bir döngüye dönüşüyor.
Nasıl ki uyuşturucu insanın beyninde ve ruhunda derin yaralar bırakıyorsa, bitmek bilmeyen hırs ve daha fazlasına sahip olma tutkusu da insanın karakterini, vicdanını ve yaşamını tüketebiliyor.
Beni asıl üzen de işte bu.
Çünkü bazen tek bir düşünce, koca bir ömrü mahvetmeye yetiyor.
“Daha çok kazanmalıyım, daha fazlası benim olmalı, ne pahasına olursa olsun sahip olmalıyım” düşüncesi, insanı kendi hayatının bağımlısı hâline getirebiliyor.
Oysa bu dünya kısa!
İstersek sevgimizle, dostluğumuzla, iyiliğimizle ve paylaşmayı bilerek onu cennete çevirebiliriz. Bunun yerine başımızın her gün acı haberlerle dolmasına gerçekten gerek var mı?
Unutmayalım; birlikte hatırlayacağımız insanlar giderek azalıyor.
Çocukluğumuzu, gençliğimizi, mücadelelerimizi bilenler azalıyor.
Bir zamanlar kalabalık olan sofraların sandalyeleri boşalıyor.
Telefon rehberimizdeki bazı isimler artık aranamıyor.
Geriye ise sahip olduklarımız değil, insanlara bıraktığımız izler kalıyor.
Öyleyse gelin, ömrümüzü hırsla tüketmeyelim. Kazancımızı vicdanımızla tartalım.
Helal ile haramın, doğru ile yanlışın arasındaki çizgiyi hiçbir zaman unutmayalım.
Çünkü insanın gerçek zenginliği; hesabındaki para, makamı ya da şöhreti değil, arkasından güzel konuşacak insanların varlığıdır.
Beynimizi hırsla, vicdanımızı haksız kazançla uyuşturmayalım.
Hayat kısa...
İnsan eksiliyor...
Zaman geçiyor...
Geriye sadece adımız, iyiliğimiz ve bıraktığımız güzel izler kalıyor.
- Bastığın yeri toprak diye geçme!
- Yeşil Hedef: Sağlıklı bir yaşam için atılan adım
- Ekonomi ve Dünya...
- Doğa ve İnsan
- Yaş Almak...
- Bir Tansiyon Ölçümünden Fazlası
- 1 Temmuz Denizcilik Bayramı...
- Karşılıksız Sevginin Adı: Baba
- Nesilden Nesile Aktarılan Ortak Miras: Doğa
- Zamanın Aynasında Bir Muhasebe: Dün, Bugün ve Yarın
- Gerçek bağ sürede değil, hissedilen duygudadır…
- Gerçek bağ, sürede değil hissedilen duygudadır…