-
M. HALUK YALÇINKAYA
Tarih: 05-09-2026 17:19:00
Güncelleme: 05-09-2026 17:19:00
Venedik Film Festivali başladığında yalnızca bir festival başlamaz. Sinema dünyasının yeni sezonu da perdeyi açar. Cannes’ın mayıs ayındaki heyecanından, Berlin’in kış soğuğundan sonra bu kez gözler Venedik’in dar sokaklarına, Lido’nun kırmızı halısına ve elbette beyazperdeye çevrilir. 2026 Venedik Film Festivali 2 Eylül’de başladı. Henüz yolun başındayız; ancak geride kalan ilk üç gün bile festivalin bu yıl nasıl bir ruh taşıdığı konusunda önemli ipuçları veriyor.

İtiraf ediyorum; Cannes, Berlin ve dünyanın farklı yerlerindeki birçok film festivaline gittim. Ama Venedik Film Festivali’ne henüz gidemedim.
Yazı yazarken konuyla ilgili müzik dinlemek ise benim en büyük keyiflerimden biri. Bu günlerde vintage İtalyanca şarkılar eşliğinde yazıyorum. Venedik’i anlatırken fonda İtalyanca şarkılar çalıyor. Belki de bu yüzden, kilometrelerce uzakta olsam da kendimi biraz Venedik sokaklarında hissediyorum.
Venedik’te sinema ve dünyanın gerçekleri buluşuyor
Bu yıl Venedik’in en dikkat çekici özelliklerinden biri, sinemanın yalnızca bir gösteri alanı olarak değil, dünyanın içinde bulunduğu siyasal ve toplumsal atmosferin de bir aynası olarak öne çıkması.
Festivalin jüri başkanı Maggie Gyllenhaal’ın açılış sırasında yaptığı açıklamalar da bu yaklaşımı ortaya koydu. Gyllenhaal, sinemanın politik olmaktan kaçamayacağını savunurken kadın yönetmenlerin sektörde karşılaştığı yapısal engellere de dikkat çekti.
Ana yarışmadaki 21 film arasında yalnızca iki filmin kadınlar tarafından yönetilmiş ya da ortak yönetilmiş olması, festivalin daha ilk gününde tartışma konusu oldu.
Bu tartışma aslında Venedik’in yıllardır taşıdığı bir soruyu yeniden gündeme getiriyor:
Büyük festivaller sinemadaki değişimin öncüsü mü olmalı, yoksa sinema sektöründeki mevcut tabloyu mu yansıtmalı?
.jpeg)
Festival yönetiminin savunması, kadın yönetmenlerin yer aldığı yapımların azalmasının başvurulardaki düşüşle bağlantılı olduğu yönünde.
Ancak sinemanın geleceği konuşulurken yalnızca “Kaç film geldi?” sorusunu sormak yeterli değil. Hangi hikâyelerin desteklendiği, kimin sözünün duyulduğu ve kimin sinema yapabilmek için gerekli imkânlara ulaşabildiği de bu tartışmanın önemli bir parçası.
Açılış filmi “Ink” dikkat çekti
Venedik’in açılış filmi, İngiliz yönetmen Danny Boyle imzalı “Ink” oldu.
Rupert Murdoch’ın The Sun gazetesini satın almasının arka planını anlatan film; gazetecilik, medya gücü, ticari kaygılar ve etik arasındaki çatışmayı merkezine alıyor.
Danny Boyle’un enerjik anlatımıyla dikkat çeken yapım, ilk gösteriminin ardından yaklaşık beş dakikalık alkış aldı.
Ancak “Ink”in sinemaya taşıdığı tartışma yalnızca geçmişte yaşanan bir medya hikâyesinden ibaret değil.
Bugünün dünyasında haberin nasıl üretildiği, kimin tarafından yönlendirildiği ve yapay zekânın medya üzerindeki etkisi düşünüldüğünde film, oldukça güncel bir tartışmanın da kapısını aralıyor.
Kırmızı halıda yıldızlar geçidi
Venedik’in kırmızı halısı ise her zamanki gibi kendi hikâyesini yazıyor.
Ancak bu yıl yıldızların parlaklığı kadar filmlerin kendisi de konuşuluyor.
George Clooney’nin festivalde Yaşam Boyu Başarı Altın Aslanı ile onurlandırılması, Venedik’in sinema tarihine verdiği önemin bir başka göstergesi.
Clooney yalnızca oyunculuğuyla değil, yönetmenliği ve yapımcılığıyla da Hollywood’un önemli isimlerinden biri olarak festivalin konukları arasında yer alıyor.
“Wild Horse Nine” büyük alkış aldı
İlk günlerin en çok konuşulan filmlerinden biri Martin McDonagh’ın **“Wild Horse Nine”**ı oldu.
John Malkovich, Sam Rockwell ve güçlü oyuncu kadrosuyla dikkat çeken film, 3 Eylül’deki dünya prömiyerinin ardından yaklaşık 13 dakikalık ayakta alkışla karşılandı.
McDonagh’ın kara mizahı ile politik arka planı bir araya getirdiği film, şimdiden ödül sezonunun dikkat çeken yapımlarından biri olarak konuşulmaya başlandı.
(1).jpeg)
Herzog’un filmi farklı tepkiler aldı
Werner Herzog’un **“Bucking Fastard”**ı da festivalin ilk günlerinin önemli başlıklarından biri.
Rooney Mara ve Kate Mara kardeşlerin başrollerini paylaştığı film, gerçek hayattaki ikiz kardeşlerden esinleniyor.
Yaklaşık yedi dakikalık alkış alan yapım, İtalyan basınında ise farklı yorumlarla karşılandı.
Venedik’in güzelliği biraz da burada ortaya çıkıyor.
Festival yalnızca alkışların değil, farklı eleştirilerin de yan yana durabildiği bir alan.
Venedik’in sinema yelpazesi geniş
Fakat Venedik yalnızca politik filmlerden ibaret değil.
Lee Chang-dong’un **“Possible Love”**ı, Luca Guadagnino’nun Bernardo Bertolucci üzerine hazırladığı yedi saatlik çalışması, Robert Pattinson’ın yer aldığı “Primetime” ve farklı türlerdeki yapımlar festivalin sinema yelpazesini genişletiyor.
Yönetmenlerin kişisel sinema dilleri, klasik anlatılarla deneysel çalışmaların yan yana gelmesi ve büyük yıldızlarla bağımsız sinemacıların aynı programda buluşması, Venedik’in en önemli özelliklerinden biri olmayı sürdürüyor.
Sinemanın geleceği “Venice Immersive”da
Bir de artık Venedik’in ayrılmaz parçası hâline gelen başka bir dünya var: Venice Immersive.
Festivalin XR ve sanal gerçeklik alanındaki bu bölümü, sinemanın geleceğinin yalnızca klasik perdeyle sınırlı olmadığını gösteriyor.
Bu yıl programda 69 çalışma bulunuyor. David Bowie üzerine hazırlanan “David Bowie: Unseen Unheard” da bölümün dikkat çeken çalışmalarından biri.
Sinemayla teknolojinin ilişkisinin giderek güçlendiği bir dönemde Venedik, geleceğin anlatım biçimlerini bugünden tartışmaya açıyor.
Bu yıl Venedik’te Türk filmi yok
2026 Venedik Film Festivali’nde ana yarışmada yer alan bir Türk filmi bulunmuyor.
Geçmiş yıllarda kırmızı halıda Melis Sezen, Salih Bademci, Demet Özdemir, Boran Kuzum ve Özge Özacar gibi Türk oyuncuları görmüştük. Uluslararası yapımlardaki çalışmalarıyla Haluk Bilginer de festivalin davetlileri arasında yer almıştı.
Bu yıl ise Türk katılımının daha çok kurumsal marka sponsorlukları ve özel gösterim davetleriyle sınırlı kaldığı görülüyor.
Altın Aslan için daha çok film izleyeceğiz
Henüz Altın Aslan’ın kime gideceğini bilmiyoruz.
Daha çok film izleyeceğiz, daha çok tartışacağız. Bazı filmleri övecek, bazılarını eleştireceğiz. Kimi yapımlar birkaç gün sonra unutulacak, kimileri ise yılın en önemli sinema olayları arasında yerini alacak.
Ancak 2026 Venedik Film Festivali’nin henüz ilk üç günü bile bize önemli bir şeyi hatırlattı:
Sinemanın hâlâ söyleyecek çok sözü var.
Bence film festivallerinin en güzel yanı da tam burada.
Yeni filmler keşfetmek, farklı ülkelerden gelen yönetmenlerin dünyaya nasıl baktığını görmek, aynı hikâyenin başka bir coğrafyada nasıl anlatıldığını fark etmek...
Bazen bir film sizi güldürüyor, bazen rahatsız ediyor, bazen düşündürüyor. Ama iyi bir film, salondan çıktıktan sonra da sizinle yaşamaya devam ediyor.
Ve belki de sinemanın en büyük gücü burada.
Sinemanın yalnızca dünyayı anlatmadığını; dünyaya bakışımızı da değiştirebildiğini bir kez daha hatırlıyoruz.
Venedik’ten şimdilik ilk üç günün panoraması böyle.
Festival devam ediyor.
Perdeler açık, ışıklar yanıyor.
İyi seyirler...
- Nightborn ve Türk Korku Sineması Üzerine…
- Homeros'tan Nolan'a
- Zihni Göktay: "Şöhret için değil, sanat için çalışın."
- Kadir İnanır Ölmedi
- Yusuf Özhan Tali: Oyunculuk Bir Varoluş Biçimi
- Cannes'ta Sinema, Türkiye ve Birkaç Not
- Sivas Film Festivali’nde Neler Oldu…
- Sivas’ta Birkaç Günlüğüne Hayat Sinema Oldu
- Berlin Soğuk, Sinema Sıcak
- Emin Alper’in “Kurtuluş”u Berlinale’de
- Özgü Namal Berlinale’de
- 76. Berlin Film Festivalinde Türk filmleri