-
M. HALUK YALÇINKAYA
Tarih: 25-07-2026 00:01:00
Güncelleme: 25-07-2026 00:43:00
Hikâye dinlemeyi kim sevmez?
Önemli olan, o hikâyenin kötü karakterlerin savaşını, güllük gülistanlık bir hayatı ya da bir kahramanı anlatması değildir.
Önemli olan, seyircinin konfor alanını bozmadan, onu kendi hayatından farklı bir hayatın içine üçüncü bir göz olarak dâhil edebilmektir.
Tabii ki hikâye sıkıcı olmamalı ve bir şey anlatmalıdır. Ancak bunu yaparken didaktik olmamalı; bir melodisi, bir ritmi olmalıdır.
Nolan, sonunda dünya tarihinin en büyük destanlarından birine el attı. Filmin en büyük özelliklerinden biri, IMAX teknolojisiyle çekilmiş olması. Günümüz teknolojisinin sunduğu imkânlar varken metrelerce film kullanarak çekim yapmak büyük bir cesaret.
Bilgisayar efekt teknolojisinden mümkün olduğunca faydalanılmadan, çekimlerin büyük bölümünün gerçek mekânlarda ve fiziksel setlerde gerçekleştirilmesi de filmin en önemli özelliklerinden biri.
Filmde çok uluslu bir oyuncu kadrosunun tercih edilmesi de dikkat çekici.

Evrensel bir etki yaratmak amacıyla farklı milletlerden oyuncuların filmde yer alması, filme ayrı bir hava katmış.
Matt Damon'ın Odysseus yorumunu harika buldum. Ancak ben Helen karakterini daha çok beğendim. Kenyalı oyuncu Lupita Nyong'o'nun filme farklı bir hava kattığını düşünüyorum. Yunanlılar bu konuda büyük tartışmalar yaşasa da geçmişteki insanların güzellik anlayışının bugünkünden farklı olduğu kesin.
Bir de Nolan'ın oyuncu kadrosu var. Filmin konusu ve destanın kendisi hakkında konuşmadan önce, biraz da Nolan'ın filminden söz etmek istiyorum.
Bu filmin Nolan'ın en iyi filmi olmadığı kesin. Teknik olarak etkileyici bir sinematografiye sahip ve başarılı sinema teknikleri kullanılmış. Ancak hayal gücü ve tasvirler açısından filmi başarılı bulmadım. Nolan, destanda yer alan pek çok olayı mantıklı bir düzlemde açıklamayı tercih etmiş. Bu yaklaşım, bana göre filmin destansı ve mitolojik özelliğini bir ölçüde azaltmış.
Bu film bir başyapıt değil. Ancak Nolan'ın sineması ve kurduğu kendi dünyası açısından önemli bir çalışma. Film, üç saat boyunca seyirciyi soluksuz bir şekilde kendisine bağlamayı başarıyor. Yine de benim için ortalamanın altında kalan bir Nolan filmi. Artık Nolan'ın gerçek anlamda bir başyapıt yapması gerektiğini düşünüyorum.
Bence filmin en önemli başarısı ise seyirciyi yeniden sinema salonlarına çekebilmesi. Günümüzde sinemanın en büyük sorunlarından biri seyirciyi salonlara çekmekken, böylesine büyük bir yapımın bu ilgiyi yeniden canlandırması başlı başına önemli bir başarıdır.
.jpeg)
Gelelim İzmirli yazar Homeros'a... Onunla ilgili hâlâ bazı tartışmalar var. Sakız Adası'nda yaşadığı da söyleniyor. Ancak unutmamak gerekir ki aradan binlerce yıl geçmesine rağmen hâlâ onun yazdığı efsaneler hakkında konuşuyoruz.
Homeros'un destanlarının kesin yazılış tarihi net olarak bilinmemektedir. Araştırmacıların genel kabulüne göre İlyada, MÖ 8. yüzyılda; Odysseia ise İlyada'dan biraz sonra, yaklaşık MÖ 725-700 yılları arasında yazıya geçirilmiştir.
Destanlarda anlatılan olaylar ise çok daha eskidir. Kısaca zaman çizelgesine bakarsak, tahminlere göre MÖ 1200 civarında Truva Savaşı yaşanır. MÖ 750-700 yılları arasında ise Homeros bu olayları destan hâline getirir veya sözlü gelenekte anlatılanları yazıya geçirir. Yani destanlar, anlattıkları olaylardan yaklaşık 400-500 yıl sonra yazıya geçirilmiştir.
Truva Savaşı bittikten sonra İthaka Kralı Odysseus, evine ve ailesine dönmek için yola çıkar. Ancak deniz tanrısı Poseidon, oğlunu kör eden Odysseus'a öfkelenir ve onun yolculuğunu sürekli engeller. Bu nedenle Odysseus'un eve dönüşü tam 10 yıl sürer.
Yolculuğu boyunca Odysseus ve adamları birçok tehlikeyle karşılaşır. Önce Lotus Yiyenler'in ülkesine giderler. Daha sonra tek gözlü dev Polyphemos'un mağarasına düşerler. Odysseus, devi zekâsıyla kör ederek kaçmayı başarır. Ancak bu olay, Poseidon'un öfkesini daha da artırır.
Daha sonra rüzgâr tanrısından yardım alırlar. Fakat tayfalar merak edip rüzgârları taşıyan torbayı açınca gemileri yeniden sürüklenir. Dev yamyamlarla savaşırlar. Büyücü Kirke, bazı adamlarını domuza çevirir. Odysseus onları kurtarır ve bir yıl boyunca Kirke'nin yanında kalır.
Odysseus daha sonra ölüler diyarına giderek geleceği öğrenir. Dönüş yolunda Sirenlerin büyüleyici şarkılarından kurtulmak için adamlarının kulaklarını balmumuyla kapatır, kendisini ise geminin direğine bağlatır. Ardından Skylla ve Kharybdis adlı iki ölümcül canavarın arasından geçer.
Daha sonra adamları, Güneş Tanrısı'nın kutsal sığırlarını kesince tanrılar tarafından cezalandırılırlar. Gemi batar ve bütün tayfalar ölür. Sadece Odysseus hayatta kalır.
Odysseus, Kalypso adlı perinin adasında yıllarca mahsur kalır. Sonunda tanrıların yardımıyla serbest bırakılır ve denizciler tarafından İthaka'ya ulaştırılır.
Bu sırada eşi Penelope, Odysseus'un öldüğünü sanan taliplerin evlenme baskısına rağmen yıllarca sadakatle onu bekler. Oğlu Telemakhos da babasını aramaya çıkar.
Odysseus, dilenci kılığına girerek saraya döner. Kimse onu tanımaz. Penelope, talipler arasında bir okçuluk yarışması düzenler. Yalnızca Odysseus kendi yayını gerebildiği için gerçek kimliğini ortaya çıkarır. Ardından oğlu Telemakhos'un yardımıyla saraydaki talipleri yener, krallığını geri alır ve ailesiyle yeniden birleşir.
Destanın ana fikri: Odysseia; zekâ, sabır, sadakat ve eve dönüş özlemini anlatan bir destandır. Odysseus, karşılaştığı tüm zorlukları cesareti ve aklı sayesinde aşarak sonunda yuvasına kavuşur.
İyi Seyirler...
- Sinema’nın Kalbi La Biennale di Venezia’da Atıyor
- Nightborn ve Türk Korku Sineması Üzerine…
- Zihni Göktay: "Şöhret için değil, sanat için çalışın."
- Kadir İnanır Ölmedi
- Yusuf Özhan Tali: Oyunculuk Bir Varoluş Biçimi
- Cannes'ta Sinema, Türkiye ve Birkaç Not
- Sivas Film Festivali’nde Neler Oldu…
- Sivas’ta Birkaç Günlüğüne Hayat Sinema Oldu
- Berlin Soğuk, Sinema Sıcak
- Emin Alper’in “Kurtuluş”u Berlinale’de
- Özgü Namal Berlinale’de
- 76. Berlin Film Festivalinde Türk filmleri