içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

İçimizdeki Güneş

Hayatta bazen karanlık günler gelir…

İçimize bir boşluk çöker, bildiğimiz yerler yabancılaşır, tatlar kaybolur, insanlar bile değişir.

Dost bildiklerin, kardeşlerin bile uzak gelir. O zaman anlarsın ki hayat, sandığın kadar sabit değilmiş.

Bazı şeyler gölge gibi kayıp gider; sen de o gölgelerin içinde kalırsın.

Ama bil ki o gölgeler aslında bir çağrıdır. Mevlânâ der: “Karanlık, ışığın yokluğu değil; ışığın gizlenmesidir.” Yani karanlık, içimizdeki ışığı yeniden bulmamız için bir perde olur.

Ben bunu çocukken, gaz lambasının titrek ışığında sezmiştim. Fitil yanar, sonuna gelince ışık birden sönerdi. Ödevimi yetiştiremediğim gecelerde babam kızar gibi yapar, ama ardından mutlaka bir öğüt verirdi:

“Sen güneşin kızısın. Güneş uyumadan işini bitir.

Ay, güneşin nurunu yansıtır. Lamba ışığı ay ışığı gibidir. İnsan da böyledir: İçindeki güneşi görmezsen karanlığa düşersin.”

O zamanlar bunun sadece bir uyarı olduğunu sanırdım.

Büyüdükçe anladım ki, içimizde gerçekten bir güneş var. Bazen parlar, bazen gölgelenir; ama hiç sönmez.

İçimizdeki Ben, Bizim yol göstericimizdir.

Ona kulak verince güç buluruz; unutunca gölgelerde kayboluruz.

İçimizdeki Ben korkularımızı da görür, cesaretimizi ve sevgimizi de hatırlatır.

Onu hatırladıkça yolumuzu buluruz.

Karanlıkta güç verir, aydınlıkta rehber olur. İçimizdeki güneşi fark ettiğimizde, hiçbir gölge yolumuzu kesemez.

Evet, bu dünyaya yalnız geliriz, yalnız da gideriz. Ama yolculuğu güzelleştiren, paylaştığımız sevgidir.

Sevgi, huzurun sessiz hâli, mutluluğun görünen yüzüdür. İnsan içindeki güneşi başkasına ışık tutarken bulur; kendi nurunu artırır. Tıpkı bir mumun başka bir mumu yakarken eksilmemesi gibi…

Ve bilirim ki karanlık başladığında, ışık aslında hiç kaybolmaz; sadece yeniden çağrılmayı bekler.

Belki de kendimize “Ben” diye seslenmeliyiz, içimizdeki ışığı duyana kadar…

Bu yazı 1751 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum