içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Hoş geldin ya Şehr-i Ramazan

Ramazan gelince şehir aynı kalır, ama insanın iç sesi değişir.

O ses bize sabrı, merhameti ve paylaşmayı hatırlatır; bazen de unuttuğumuz incelikleri yeniden öğretir.

Çocukluğumda köyümüzde Ramazan akşamları bambaşkaydı. Güneş batarken herkes elinde bir siniyle camiye giderdi. Çocuklar hurmaya uzanır, yaşlılar tesbih çekerdi.

Annelerin getirdiği sıcacık ekmek kokusu avluya yayılır, daha ilk lokma alınmadan gönüller doyardı.

Ezan okunduğunda kim zengin, kim fakir bilinmezdi. Sofrada herkes aynı anda lokmasını alırdı.

Açlık yalnızca mideyi değil, beklemeyi bilen kalbi de eğitirdi.

Rahmetli babam derdi ki: “Ramazan insanı insana yaklaştırır.” Gerçekten de küskünler aynı sofrada oturur, kırgınlıklar erirdi. Bir lokma ekmek, bir yudum su bazen yılların mesafesini kısaltırdı.

Bugün köyümüzde toplu iftarlar azaldı, bayram kahvaltıları unutuldu.

Hayat hızlandı; birlikte beklemeyi, birlikte susmayı unuttuk. Oysa Ramazan bunun için var: Yavaşlamak, hatırlamak, birbirimizi yeniden duymak için.

İmam Gazali Hazretleri’nin dediği gibi: “Oruç, sadece mideyi aç bırakmak değildir, aksine oruç, dili yalandan, gözü haramdan uzak tutmak ve her türlü çirkin fiillerden uzak durmaktır.”

Belki de bugün en çok kalbimizin orucuna ihtiyacımız var: Kırmamaya, incitmemeye, haksızlık etmemeye.

Ramazan bir sofrayı paylaşmak, bir gönlü almak, bir kırgınlığı bitirmektir.

Eğer biraz daha sabırlı, biraz daha merhametli olabiliyorsak; bence Ramazan amacına ulaşmıştır.

Hoş geldin Hoş geldin ya Şehr-i Ramazan…

Bize yeniden hatırlatmaya: Sofranın bereketini, kalbin inceliğini, beklemenin güzelliğini.

Bu yazı 872 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum