içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Gidemediğim Şehir

Hayatımda bir kez önümde yeni bir kapı açıldı.

O kapıdan geçebilirdim. Yeni bir şehir, yeni insanlar, yeni bir hayat…

Ama geçmedim, çünkü korktum.

Sonucu öğrendiğim günü hâlâ hatırlıyorum. Elimdeki kâğıtta yazan şehir ismine uzun süre baktım; sanki isim ne kadar uzun süre gözümün önünde dursa, karar o kadar kolaylaşacakmış gibi.

Son yıllarda kişisel gelişim dünyasında sıkça duyduğumuz bir cümle var: ‘Konfor alanından çıkın.’ Risk alın, değişin, cesur olun…

Bu sözlerin elbette bir karşılığı var. İnsan gelişmek için bazen alıştığı düzenin dışına çıkmak zorunda kalabilir. Ancak herkes için değişim aynı kolaylıkta değildir.

Çünkü insan sadece alışkanlıklarından değil; sorumluluklarından, korkularından ve geçmişte kurduğu bağlardan da oluşur.

 

Bana göre insanın kendini güvende hissettiği bir düzen kurması yanlış değildir. Bildiği işi yapmak, tanıdığı insanlarla çalışmak, ait olduğu bir yerde bulunmak hayatı kolaylaştırır.

Ben de üniversiteden mezun olduktan sonra yaklaşık yirmi yıl aynı kurumda çalıştım.

Her sabah aynı kapıdan girer, aynı güvenlik görevlisiyle selamlaşır, aynı masaya otururdum.

O kurumu, çalışma arkadaşlarımı, yapmam gereken işleri gözüm kapalı yapabilecek kadar iyi tanıyordum.

Orası benim için sadece bir iş yeri değildi; arkadaşlıklarımın, anılarımın biriktiği, ait hissettiğim bir yerdi.

Ancak bazen insanın kendini ait hissettiği yer, farkında olmadan onu bulunduğu yere de bağlayabiliyor.

Girdiğim bir sınavın ardından başka bir şehre atanma hakkı kazandığımda önümde tam da bu yüzden zor bir fırsat vardı: yeni insanlar, yeni deneyimler, kendimi başka bir yerde yeniden keşfetme ihtimali.

Gitmedim.

Korktuğum sadece başka bir şehre taşınmak değildi.

Yıllardır kurduğum düzeni kaybetmekten, bilmediğim bir ortamda yeniden başlamaktan çekindim. Belki de asıl korkum başarısız olmak değil, yeniden başlamaktı. Ve ben kalmayı seçtim.

O kararın doğru mu yanlış mı olduğunu bugün bile kesin söyleyemem. Ama yıllar sonra hayat benim yerime bir karar verdi: kurumda her şey değişti ve sonunda oradan ayrılmak zorunda kaldım.

Son gün masamı boşaltırken çekmecenin dibinde, ne zaman koyduğumu bile hatırlamadığım eski bir kalem çıktı; onu elime aldığımda geçen yılların ağırlığını birden hissettim.

Çünkü bazen insan bir iş yerinden değil, hayatının bir döneminden ayrılır.

Geriye dönüp baktığımda şunu gördüm: Yıllarca koruduğum güvenli alan bana huzur vermişti ama bazı ihtimalleri de önümden uzaklaştırmıştı. Yeni insanlarla tanışma, farklı fikirlerle karşılaşma, kendimi başka alanlarda deneme fırsatlarını çoğu zaman kendim ertelemiştim hem de bunun farkında bile olmadan. Belki de o şehre gitmemek, bu ertelemelerin sadece en büyüğüydü.

Elbette bunu söylemek benim için kolay; herkes için risk almak aynı anlama gelmez.

Maddi güvencesi olan biri için o şehre gitmek cesur bir tercih olabilirdi, ama geçimini tek maaşla sağlayan biri için aynı karar ailesinin geleceğini etkileyebilecek büyük bir sorumluluktu. Bu yüzden kendi kararımı bugün bile sadece ‘korku’ diye etiketlemiyorum; hayat şartları da en az cesaret kadar ağırlıklıydı.

Bugün hâlâ o şehri düşünüyorum. Hiç gitmediğim, hep merak ettiğim o şehri.

O gün elimde tuttuğum kâğıdın üzerindeki ismi bazen hâlâ zihnimde tekrarlıyorum.

Ama artık biliyorum ki insanın hayatındaki bazı yollar, gidilmese bile içinde uzun süre yürünmeye devam ediyor.

Bu yazı 584 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum