içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Belki’nin Geldiği Gün

İnsan en çok neyi kaybedince yıkılır? Parasını mı, işini mi, yoksa yıllarca kendini anlattığı hikâyeyi mi?

Nihat’ın hikâyesi bir mandırayla başladı.

Üniversitede okurken eline geçen her kâğıda aynı şeyi çizerdi: ahırlar, yem yolları, su kanalları…

Arkadaşları sınavlara hazırlanırken o, yıllar sonra yaşayacağı hayatın krokisini çıkarıyordu.

Bazı insanlar hayal kurar, bazıları hayallerinin içinde yaşamaya başlar. Nihat onlardan biriydi.

Yıllarca çalıştı, para biriktirdi, ortak buldu, borçlandı. Her adımı tek bir cümle içindi: ‘Bir gün kendi mandıram olacak.’

Ve oldu. Belki de o gün, ‘Artık başardım’ diye düşündü.

Hayatın en acı taraflarından biri de budur: insan, hikâyenin mutlu sonla bittiğini sandığı yerde, aslında bambaşka bir hikâye başlar.

İşler umduğu gibi gitmedi. Ortaklarla yollar ayrıldı, güven sarsıldı. Mal zamanında yerine ulaşmadı. Bazı kararlar yanlış çıktı, bazı fırsatlar hiç görülemedi. Her biri tek başına kaldırılabilirdi belki. Ama hepsi aynı anda geldiğinde, ayakta durmak mümkün olmadı.

Belki ortaklarıyla daha baştan net konuşmalıydı.

Belki yatırımı biraz daha bekletmeliydi.

Ama hayatın en ağır kelimelerinden biridir ‘belki. ’Çünkü hep geçmişe söylenir.

Bir gün mandıra elinden çıktı, kapısına kilit vuruldu. O gün yalnızca bir işletme kapanmadı; yıllar boyunca her sabah onu yataktan kaldıran hayal de sustu.

Bir insanın yıllarca baktığı ufuk, bir günde kaybolunca geriye ne kalır? Bu sorunun cevabını hiçbir bilanço vermez.

Çünkü bazı iflaslar muhasebe defterlerinde yazmaz, insanın içinde olur.

O sessizlik eve taşınır.

Konuşmalar azalır, gülüşler eksilir. İnsan, en yakınındakilere bile eskisi gibi bakamaz.

Çünkü kaybettiği her şey para değildir; kimi zaman kaybolan, kendine duyduğu inançtır.

Nihat’ın hikâyesini dinlerken aklıma mandıra gelmiyor. Hepimizin ömrü boyunca peşinden yürüdüğü o tek cümle geliyor: ‘Bir gün…’

Bir gün kendi işimi kuracağım…

Bir gün bu evi alacağım…

Bir gün…

Belki de insanı ayakta tutan o cümledir. Ama insan, onu gerçekleştirmek uğruna omuzlarına öyle büyük yükler bindirir ki, bir süre sonra hayalini taşımayı bırakır; hayali onu taşımaya başlar.

Asıl kayıp da budur: yıllarca emek vererek kurduğun geleceğin bir sabah gözlerinin önünde dağılışını seyretmek.

Bazı yıkımlar gürültüyle olur, bazıları insanın içinde sessizce çöker. O çöküşün sesini yalnızca yaşayan duyar.

İnsan, kaybettiği şeyi her zaman geri alamaz. Ama kaybın ardından yeniden yürümeyi öğrenebilir.

Gerçek sabah da belki tam o anda doğar.

Bu yazı 662 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum