-
HAVA ALP
Tarih: 14-08-2026 11:52:00
Güncelleme: 14-08-2026 12:00:00
Bazı insanlar hayatımıza bir misafir olarak girer, sonra hafızamızda aileden biri gibi kalır.
Yıllar önce, kardeşim kadar yakın gördüğüm bir arkadaşımın kızı, üniversite stajı için şehrimize gelmiş ve bizim evimizde kalmaya başlamıştı.
Bir yıl kadar bizimle yaşadı. Kızım için bir abla, bizim için aileden biri gibiydi. Gündüzleri yoldaş, geceleri sırdaştı.
Sonra staj bitti, memleketine döndü.
Yıllar sonra evleneceğini öğrendik. Düğününe katılamayacaktık; eşimin önceden belirlenmiş bir operasyonu vardı. Bir hafta öncesinden gidip kendisini görelim, hediyemizi verelim istedik.
İlk ziyaretimizde her şey normaldi.
Bursa’ya dönmeden önce bir kez daha uğradık.
Bu kez ben soru soruyor, o cevaplarını bana değil annesine veriyordu. Gözlerini benden kaçırıp yanındaki kadına bakarak konuşması, aramızdaki mesafeyi tek bir tartışmadan daha net gösterdi.
Kendimi dışarıda kalmış hissettim.
İnsan bir ilişkinin değiştiğini çoğu zaman büyük bir kavgayla değil, küçük bir davranışla anlıyor.
O gün aklıma, halk arasında Hz. Ali’ye atfedilen bir söz geldi:
“İyilik yaptığın kişiden gelecek darbeye hazırlıklı ol.”
Bu söz zihnimde tam karşılığını buldu ama asıl anlamını çok sonra, farklı bir yerde bulacaktım.
Kendime sordum:
Ben gerçekten karşılık beklemeden mi iyilik yapmıştım?
İnsan ilk anda “Elbette” diyor.
Biraz düşününce mesele değişiyor.
Çünkü insan yalnızca teşekkür beklemiyor; bir zamanlar açtığı kapının yıllar sonra da açık kalacağını düşünüyor. Belki benim kırgınlığımın içinde de bu vardı.
Beni asıl inciten, onun değişmesi kadar, benim onu hâlâ yıllar önceki haliyle hatırlıyor olmamdı.
Ben onu hayatımızın bir parçası olarak görüyordum. Onun hayatında ise biz, belli bir dönemin insanları olarak kalmış olabiliriz.
Aynı hatıra, iki insanın zihninde aynı ağırlığı taşımıyor.
Geçenlerde sosyal medyada buna benzer bir hikâye okudum. Arabası çalışmayan bir adam yardım istiyor; yardım eden kişi işini bitirdikten sonra adam tarafından engelleniyordu.
Aklımda kalan cümle şuydu:
Bir insanın işini görmekle, onun hayatında yer edinmek aynı şey değil.
İlişkilerde bazen ihtiyaçla yakınlık birbirine karışıyor. Zaman geçtikçe hangisinin gerçek olduğu ortaya çıkıyor.
Bunun adı nankörlük mü, unutmak mı, hayatın doğal akışı mı, emin değilim.
Emin olduğum tek şey şu:
İnsanı en çok yaralayan, yaptığı iyiliğin karşılığını alamamak değil; bir ilişkiye verdiği anlamın, karşı tarafın hafızasında aynı yerde olmadığını fark etmek.
O genç kız bugün beni nasıl hatırlıyor, bilmiyorum.
Ben onu nasıl hatırladığımı biliyorum.
Bir zamanlar evimde kaldı. Kızımın ablası oldu. Soframıza oturdu. Hayatımızın bir dönemini bizimle paylaştı.
Bunlar yaşandı.
Son karşılaşmamız da yaşandı.
İkisini birbirinden ayırmak mümkün değil.
Belki de insanın geçmişle barışmasının yolu, yaşananları değiştirmeye çalışmak değil; her iki gerçeğin de aynı anda var olmasına izin vermekten geçiyor.
Ve Hz. Ali’ye atfedilen o sözün bende bıraktığı asıl karşılık galiba burada:
Mesele, iyilikten sonra gelecek bir darbeye hazırlıklı olmak değil; iyilikten sonra kendi içimizde doğan beklentiye hazırlıklı olmak.
Ben karşımdakinin ne yaptığından çok, kendi içimde kurduğum hikâyenin bozulmasına kırılmışım.
Belki de bazı insanlar hayatımızdan çıkmıyor.
Sadece, hafızamızdaki yerleri değişiyor.
- Gidemediğim Şehir
- Belki’nin Geldiği Gün
- Telefon Çaldığında Neden İrkilirim?
- Tesadüflerin Kurşun İzleri
- Kapıya Bakan Anne
- Arnavut Kaldırımında Sessizlik
- Su akmaya devam ediyordu…
- O Keçi Aslında Düşmedi
- Teslimiyetin Gücü
- Dostlar Beni Hatırlasın
- Bursa’nın Hafızasında Bir Ramazan Gecesi
- Dolu Takvim Boş Hayat!